Bütün adı: “Büyük Gerileme: Zamanımızın Ruh Hali Üstüne Uluslararası Bir Tartışma”
Kitap Polity Press tarafından “Die grosse Regression: Eine internationale Debatte über die geistige Situation der Zeit” adıyla basılmış ve 2017 yılında da Metis Yayınları’ndan çıkmış. Çevirenler: Merisa Şahin, Aslı Biçen, Ahmet Nüvit Bingöl, Orhan Kılıç.

Hazırlayan: Heinrich Geiselberger

Bölümlerin yazarları:
Arjun Appadurai,
Zygmunt Bauman,
Donatella della Porta,
Nancy Fraser,
Eva Illouz,
Ivan Krastev,
Bruno Latour,
Paul Mason,
Pankaj Mishra,
Robert Misik,
Oliver Nachtwey,
César Rendueles,
Wolfgang Streeck,
David Van Reybrouck,
Slavoj Zizek.

2016 tuhaf senelerden biriydi benim için, yaşadığım halde hiç yaşamamış gibi hissettiğim, hatırlayamadığım. 2017 de öyle başladı ve henüz devam ediyor. İnternetteki gazeteler, haber siteleri, haber uygulamaları (application’lar) sürekli bir yerlerden kopup gelen kötü haberleri müjdeliyor. Bir sabah uyanıyoruz ki ŞU olmuş, bir başka sabah uyanıyoruz ki BU olmuş, bir başka sabah… devam edip gidiyor. Türkiye’deki referandum 2017’nin en önemli olayıydı, ama sadece bu değil. Geriye doğru gidersek Donald’ın başkan seçilmesi, İngiltere’nin birlikten ayrılmaya karar vermesi, Vladimir’in hiç son bulmayacak gibi duran manalı gülümsemesi, Kuzey Kore’nin ve Çin’in arada bir ‘Biz de buradayız bakın unutmayın’ demesi, Venezuella’nın, Suriye’nin, Mısır’ın haykırışları, tüm bunların ötesinde A noktasından B noktasına göç eden insanların Ege’yi ve Akdeniz’i aydınlık masmavi sularıyla tatil yapmaya doyamadığımız, mitolojik hikayeleriyle bir deniz imajından; ancak karanlıkta varolunabilen, sinsi bir ölümün kol gezdiği korkunç lağıma dönüştüren kayıpları. Bunlar arasında bir yerlerde Avrupa’da ve Amerika’da patlayan bombalar, bıçaklanan insanlar, pazar yerlerinde yollarda konserlerde toplu halde bulunan insanların üzerlerine sürülen otomobiller, kamyonlar, tırlar ve daha bir sürü tuhaf tekinsiz haber.

Bu kitabı kitap standının bir köşesinde kendi halinde dururken görmüştüm. Yayınevi reklamını yapmış değildi, kimse de önermemişti. Genelde kendi alanımla alakalı kitaplar okurum ancak işim gereği The Economist’i, Guardian’ı, bazen Time’ı, bazen Newsweek’i, Voice of America’yı, Deutche Welle’yi, Euronews’i takip ettiğimden küresel boyuttaki politik, ekonomik, teknolojik gelişmeleri de ister istemez öğreniyorum (tümüyle objektif olmasa da). Dolayısıyla ara sıra ‘makro’ boyutta kitaplara da elim gidiyor ki bu kitaba da biraz kapağı vasıtasıyla ulaştım diyebilirim. Beni çok heyecanlandıran birşey vardı bu kitapla ilgili: 2017 basımı olması. Yani şu an, yaşadığım anı anlatıyor olması. Daha önce okuduğum hiçbir kitap bu kadar güncel değildi. Kitabın internet ile olan yarışında interneti tercih etmeye yöneldiğimi farkederek üzülüyorum çoğu zaman, kitaplarımı okumayı özlüyorum. İşte bu anda, tam da güncel konulara kafa yoran bir kitap olarak karşıma çıkması.

Kitabı okudukça daha çok sevmemi sağlayan, aynı konuya farklı açılardan bakan yazarların yazıları. Örnek olarak Donald’ın seçilmesi konusuna Donald’ın tarafından ve bir de Donald’a karşı taraftan bakan iki farklı yazı var. Olayı farklı boyutlardan görebiliyorsunuz. Ayrıca, benim şu ana dek çok da fazla bilgi sahibi olmadığım bir konuda bilgi edinmemi sağlayan bir başka yazıydı ilgimi çeken. İsrail’in içindeki Aşkenaz Yahudileri ile Mizrahi Yahudileri (isimleri böyle idi yanlış hatırlamıyorsam) arasındaki ilişkinin sosyal ve politik nedenleri, etkileri.

Şimdi, en başta söylemem gereken şeyi söyleyerek bitireyim 🙂 Kitap, sağ popülizmin tüm dünyadaki yükselişini yaşanan güncel olaylar çerçevesinde değerlendiriyor. Kitap, politik sosyoloji sevenler için güzel bir kaynak bence. Okudukça anlıyorum ki bu alanda okumayı ben de seviyormuşum. Sadece politika değil, politikanın toplumun kılcal damarlarına kadar inen duyargaları. Metis’i ve Polity Press’i de takip etmek gerektiği izlenimini de unutmamak gerek sanırım..

Advertisements