İnsanın hayatında birileri çocukluktan itibaren hep çok ama çok dağınık birisi olduğunu ona durmadan söylüyor ise,
yaşadığı evdeki odasında kendine, ailesinin tüm uyarılarına rağmen, toz ile yüklü bir eşyalar ve kitaplar ormanı kurmuş ise,
o odada her zaman “her yer her yerde” ise,
o odada her zaman “pislikten geçilmiyor” ise
(evet kimilerine göre eşyaların karışık durması pislik olarak algılanıyor 🙂
bu odanın “temizlenme” işlemi enerjinin tavan yaptığı zamanlarda gerçekleşiyor ve odanın içinde o odaya özgü bir düzen yaratıyorsa,
işte o oda ve o dünya bir kitapkurduna aittir.

Kitaplar içinde yaşarken tanıştığım bir kitap, Erteleme Sanatı.
John Perry imzalı.
Sel Yayınları’ndan çıkmış.
İçine daldığım andan itibaren bir kitapkurdu, bir akademisyen olan yazar ile tanışma fırsatı elde ettim ve kimi zaman epeyi uçuk kaçık fikirlerini kimi zaman benim için gayet mantıklı olan açıklamalarını dinledim.

Evet ertelemeyi seviyorum.
Oyalanıyorum.
Bazı şeyleri savsaklıyor ve bazen doğru zamanda doğru yerde olmaktan özellikle kaytarıyorum.
Kitabın belirli bir noktasına kadar geldim.
O noktaya gelinceya kadar, bazı şeyler öğrendim.
Mesela kendimin yatay yerleşmeci bir insan olduğumu öğrendim.
Eşyaların üst üste durmasının değil yan yana durmasının daha çok hoşuma gittiğini bu kitap sayesinde farkettim.
Gerçekten de işyerinde 2 masam var, birinin üzerinde bilgisayar ve yazıcı var.
Diğer masada teorik olarak hiçbirşey yok, atıl durumda duruyor diyebilir bir yabancı odaya ilk girdiğinde.
Fakat pratikte masanın üzeri yan yana duran eşyalarla dopdolu.
Üst üste durabilirler mi?
Tabii, neden olmasın?
Ama asla duramazlar çünkü üst üste durduklarında GÖZDEN KAYBOLURLAR.

Yatay yerleşmeci olduğumu ve bu özelliğin sadece bende olmadığını, en azından yazarın kendisinde de (ve belki de yüzlerce binlerce Dünyalıda da) olduğunu farketmek eşsiz bir duyguydu. Bu, yüzyıllardır bana yüklenen “dağınık” yaftasına karşı “kendine özgü bir biçimde dağınık” olarak adlandırılabilecek bir özelliğimin olduğunu, daha doğrusu düzenin iktidarına karşı kendi ötekiliğimin aslında çok da ötekilik olmadığını farketmem ve bu özelliğin hoşuma gitmesi ile devam etti.
Kendine Saygı ve başka “düzenli” insanları kıskanmaya yönlendirilmeye (!) karşı çıkışın anlamlı bir zaferi.

Advertisements